• Prof. Dr. Mehmet Maksudoğlu

  • mmaksudoglu@yahoo.com

SUSTURUCU, ÖZ, KESİN CEVAP
09 Mayıs 2018

Yıllar önce, İngilterede bulunduğum sırada, doktora öğrencisi Arap arkadaşlarla sık sık görüşürdük. Onları, bizden koparıp sömürgeleştiren Avrupa’lıların nasıl beyin yıkadıklarını, tarihî gerçekleri çarpıttıklarını bildiğim için, kendileriyle şakalaşırdım. Arapça konuştuğumuz sırada kendilerine : “bizi yüzyıllarca sömürdünüz, dilimizde pek çok Arapçadan geçme kelime var, çoğumuzun adları, Osmanlı Sultanlarının adları bile Arapça’dan geçme. Kültür bakımından bizi sömürdünüz der, sonunu ‘Marhaben bihâzâl İsti‘mâr’(bu sömürgecilik hoş gelmiş) diye bağlardım. Tabii, bizim idâremizde kaldıklarını, aksinin doğru olduğunu, pek de isrâr etmeyerek söylerlerdi. “Bizden sonra o ülkeleri alanlar, kendi dillerini size dayattılar. Biz sömürmüş olsaydık, atalarınıza, sizlere Türkçeyi öğretmiş olurduk. Haydi Türkçe konuşalım” derdim. İslâmdan kopmamış olanlar hemen anlarlardı. Bir tanesi vardı ki, bizim ilericilerin(!) Mısırlı fotopkopisi idi, oriyantalistlerin hususî ihtimamına mazhardı, doktorasını vaktinde tamamlayamamış olmasına rağmen, bitirtmeğe yardımcı olurlardı (öte yandan meşhur Arberry’nin danışmanlığında doktorasını tamamlamış olan, sonraları Pakistan’a gidip orada hocalık yapan orada rahmetli olan, yine Mısırlı Dr Ahmed Assâl ise, makbul değildi) ona durumu anlatmak, deveye hendek anlatmağa çalışmak gibi idi. Bana söylemeğe yüzü tutmadı ama, diğer bir Türk arkadaşa “sizler insan mısınız?” diyecek kadar beyni yıkanmıştı. C harfini G diye telaffuz ederdi; bu, bir nevi ‘mısırlılık’ alâmeti idi onun için. (Öyle yapmayanlara, C harfini G olarak söylemeyenlere Mısır’da taşralı gözü ile bakılırmış.) Bizim aleyhimizdeki propagandanın bir tezâhürü olarak şunu naklederlerdi : Türk cadde kenarına oturmuş, gelen geçene su ikrâm ediyor. Önünde su kapları var. Birisi, içmek için bir kaba uzandığında, Türk, buyurgan bir sesle: ‘onu bırak! Şunu al!’ dermiş! … Türkiye Cumhûriyeti Cumhûrbaşkanı bugün (27 Şubat 2017) Cezâyir’de. İnternet yoluyla bir arkadaş Arapçasını gönderdi. Şöyle bir olay olmuş : Bir gazteci, güç duruma düşürmek için, ‘Türklerin Cezâyir’i işgal etmiş oluğunu düşünür müsünüz’ der. Cevap kısa, kesin, tek cümledir : öyle olsaydı, soruyu Fransızca değil, Türkçe sorardınız’. Bu haberi gönderen Arapça Hocası arkadaşa ‘cevâb muskit’ (susturucu cevap) karşılığını yazdım.   İmdi … kendimize bakalım : Arap kardeşlerimizi emperyalistlerin okul kitapları ve diğer metotlar yoluyla nasıl yanlış yönlendirildiklerini görüyoruz da, okumuşlarımızın çoğunun da Kültür Emperyalizminin etkisiyle, kendimize  emperyalistlerin gözüyle baktığını, unutuyoruz. Okul kitaplarımıza kadar giren ‘Osmanlı İmparatorluğu’ iftirasının hâlâ farkında olmayanlarımız var. Ey okumuşlar! Ey okur yazarlar! Birisine, kendi aslî, (orijinal diyorlar) adından başka bir ad takmak, ONA KARŞI OLMAYI İLÂN ve İFŞÂ EDER! Osmanlı, kendi devleti için ASLA o kirli imparatorluk lafını kullanmamıştır. Devletin resmî adı : DEVLET-İ ‘ALİYYE-İ OSMÂNİYYEdir. Devlet-i Âl-i Osmân da kullanılmıştır. İmparatoriyye-i Osmâniyye sözünü, milyonları bulan arşiv belgelerinde, Osmanlıların resmî Osmanlıca yazışmalarında, Osmanlılar çağında basılmış kitaplarda ASLA bulamazsınız! (1856 da, Kırım Harbi sonuna doğru Londra’da toplanan müttefikler bir protokol hazırlar. Osmanlı’dan başka, İngiltere ve Fransa’nın yanında Sardinya Krallığı da vardır. Ondokuzuncu yüzyılda, diplomasi dili (İngiltere dışında) Fransızcadır. Fransızca öyle yaygındır ki, Çarlık Rusya’sının Saint Petersburg’daki sarayında Rusça değil, Fransızca konuşulmaktadır. Protokolde, müttefiklerin adı, alfabe sırasına göre yer alacaktır. Osmanlı İdâresi’nden, Tanzîmat’ta başlayan değişiklikler sonunda, Dîvân-ı Hümâyûn yerine kurulan Batı modeli hükûmetten, Bâb-ı Âlî’ nin tercümesi olarak Sublime Porte diye söz edilmektedir. (Hükûmetin yeri, şimdiki İstanbul Valiliği binâsı idi.) Harf sırasında, Sublime Porte Ottoman, küçük Sardinya Krallığından sonra geleceği için, Osmanlı murahhası Kostaki Musurus Paşa, herhâlde iyi niyetle, koca Osmanlı Devleti, Sardinya’dan sonra yer almasın diyerek, orada, İstanbul’dan izin almadan (vakit dardır) l’Empire Ottoman lafını uydurur. Öyle yazılır. Devlet de, sonradan, bunu DIŞ diplomatik yazışmalar için kabullenir. 1856 dan Osmanlının resmen sona erdiği 1922 yılına kadar sâdece 66 yıl ve DIŞ YAZIŞMALARDA bu ibâre kullanıldı. Osmanlının ömrü : 1289 da kuruluştan 1922 ye kadar : 633 yıl oluğuna göre, ömrününonda birinde ve sâdece DIŞ yazışmalarında bu ibareyi kullanmış. Portekiz ve İspanya, 16. Yüzyılda iki en büyük Hristiyan gücü idi. Papa Güney Amerika’yı bu ikisi arasında paylaştırdı. Brezilya hâlen Portekizce, Güney Amerika’nın kalan kısmı ve Orta Amerika hâlâ İspanyolca konuşur. Hint Okyanusu, Portekiz Okyanusu hâline gelmişti. Günümüzde, Malezya’da çoğunlukla Malaka şehrinde yaşayan Portekiz asıllı Malezya vatandaşları vardır. Açe Sultanı Alâeddîn Kahhâr, Kanunî Sultan Süleyman’dan, Hac Yolunun güvenliği için yardım ister. Pîrî Reis, Murad Reis, Seydi Ali Reis Hint Okyanusuna gönderilirler.  İkinci Selîm zamânında gönderilen top ustaları ve denizciler o uzak diyârlarda kalırlar. Malezya Bayrağı’ndaki ay yıldız, bu hâtıranın izini taşır.   İmdi …  Sömürgeci Portekiz İmparatorluğu ile, Müslümanların başı olan Osmanlı Hilâfeti Hint Okyanusunda savaştı. Hilâfeti, Devlet’in manâsını unutursanız (veya hiç öğrenmemişseniz), olaya Avrupa’lı gibi bakar, Portekiz ve Osmanlı İmparatorlukları Hint Okyanusu’nda savaştı, diye anlarsınız! Yâni, sömürücü iki gücün, pastayı paylaşma savaşı gibi olur! (Şimdilerde yargılanmakta olan, ordu komutanlığı da yapmış olan bir orgeneral, ‘Araplar bizim sömürgemizdi’, ‘asker ocağı Peygamber ocağı değildir’ gibi sözler söylemişti, Kültür Emperyalizminin meyvesi böyle olur). İyi niyetli olup da bu dalâlet kervanına katılarak iğrenç imparatorluk sözünü, Osmanlı için kullananlara gelince : Şu cümleleri, ayna karşısın geçip  yüksek sesle okusunlar: *Banker Antonio, dürüst, işini iyi yapan bir bankerdir, fâizle iş görmez. *Falanca, çok iyi futbolcudur, topa tekme attığı görülmemiştir. *Kasap Kemal hiç bıçak kullanmaz. *Terzi kâmil, eline makas almaz, iğne tutmaz. *Falanca orduda silâh bulunmaz, o ordu asla silâh kullanmaz. ‘İmparatorluk’ dediğin anda, emperyalist, sömürücü olduğunu kabûl ediyorsun: İmparatorluğun işi, vasfı, emperyalizm’dir, sömürmedir, ezmektir. İnşâAllah, okumuşlarımız bu laf şehvetinden kurtulurlar. Oriyantalistler, bile bile, kasden Osmanlı’ya imparatorluk yaftasını yapıştırıyorlar. Onların vaz geçmeğe niyetleri de yok, çıkarları da buna izin vermez; elleri mahkûm. İstediğiniz kadar yazın, söyleyin, üç maymunu oynarlar. Bâtıl üzre olmak zor zenâattır, adama ciddî ciddî maskaralık yaptırır. Yurt dışındaki, Osmanlı ile ilgili yanlışları belirttiğim konuşmalarda, bıkmadan, usanmadan söylediğim ve söyleyeceğim söz şudur:   İmâm A‘zam diyor ki : 1 hüccetle, delille 40 âlimi iknâ ettim, 40 hüccetle, delille 1 câhili iknâ edemedim.

Kaynak :


Yorum bırak:

Yorumunuzun yayınlanması için aşağıdaki kareye tıklayın.




Bu makaleye yorum yapan olmamış, ilk siz yorum yapın.